Şişelerin eski bir havuzda yıkandığı, mermer duvarlara monte edilen fırçalarla temizlendiği sıra dışı bir imalathane… Nuri Erbak’ın yıllarca sakladığı özel formülle üretilen Uludağ Gazozu, yalnızca bir içecek değil; yazlık sinemaları, çay bahçeleri ve çocukluk hatıralarıyla eski Bursa’nın unutulmaz tatlarından biriydi.
Haber Giriş Tarihi: 02.11.2026 12:35
Haber Güncellenme Tarihi: 02.11.2026 12:43
Kaynak:
P. Şehrengiz Dergisi
Metin BELGİN/Oyuncu, yönetmen, senarist
Beyoğlu’nda duvarlarını eski afişlerin, gazoz reklamlarının süslediği, ülkenin her kaynak suyundan gazozun bulunduğu Avam Kahvesi’nde otururken Uludağ Gazozu’nun afişi dikkatimi çekiyor, çünkü üzerinde adresi yazıyor:
Orhan Mahallesi, İmaret Sokağı No.3
Çocukluğumu yaşadığım Gümüşçeken Caddesi’ndeki evden aşağı doğru yürüyüp soldaki ara sokağa sapınca, her gün önünden geçtiğim imalathane gözümde yeniden canlanıyor. (Uludağ Gazozunun sitesindeki tarihçede o kısım anlatılmamış!) Şimdi Bursa’da Yakın Zamanlar kitabından satırlar okuyalım: “Bursa’nın ünlü Alboyacılar Hamamı’nı Nuri Erbak’ın babası işletiyormuş. Bu hamam Orhan Sokak ile Gümüşçeken Caddesi arasındaymış. İşgal günlerinde Kuvayı Milliyecilerin buluşma noktası olmuş bu hamam. Zamanla Yunanlılar bunu haber almış. Bunun üzerine babası İstanbul’a kaçmış ve Cankurtaran’da bir bakkal dükkânı açmış. Bir süre sonra da ailesi İstanbul’a taşınmış. Kurtuluştan sonraysa dönmüşler.”
Hamam mı, gazoz imalathanesi mi? Hayır, karıştırmıyorum, ama önce yine aynı kitaptan Nuri Erbak’ın anlattıklarını da okuyalım:
“Bizim hamam sohbet yeri gibiydi. Akşam oldu mu herkes oturmaya gelirdi. Biz gazozumuzu Mustafa beyden alırdık. Mustafa Naci Bey bizi teşvik etti, Mehmet Hakkı Bey, ille gazozculuk yap diye. Ben bu Yahudi ile uğraşamıyorum, sermayem müsait değil falan demiş. Böyle böyle derken biz de 1930’da gazozculuğa başladık. Gazozumuzu adı Nilüfer Gazozu idi. Ben o vakit İstanbul’da okuyordum, ağabeyimle (merhum İhsan Erbak) beraber. O yıl haziranda okuldan döndüğümüzde gazoz imalathanesi hazırdı, kurulmuştu. Yeri de Setbaşı’nda Mustafa Necip Sokağı idi.”
TEFERRÜÇTEN ŞEBEKE SUYU
1960’ların başında adresi değişiyor gazozun… Taşınmadan önce mi, taşınırken mi değişiyor o kadarını net hatırlamıyorum. Ama hatırladığım Gümüşçeken Caddesi’nin kazılarak borular döşendiği, Teferrüç’teki depodan şebeke suyunun hamama bağlandığı… Bu sayede biz de evimizde musluktan aynı suyu içiyoruz, başka mahallelerde oturan arkadaşlarıma hava atıyorum; “Gazozun suyuyla musluktan içtiğimiz su aynı” diye…
Uludağ artık eski hamamdan dönüştürülen İmaret sokaktaki imalathanede üretiliyor. Efsane gazozun sahibi Nuri Erbak, babamın ahbabı, sık sık buluşuyorlar; babam bozulan parçaları torna tezgahında aslına uygun hale getiriyor. Evde sürekli gazoz muhabbeti yapıldığı için imalathaneyi çok merak ediyorum, gidiyorum nihayet… Eski bir hamam burası… Ön kısımda havuz görüyorum, şişeler depozitolu olduğu için iade ediliyor, büyük bir havuzun içinde yıkanıyor, mermer duvarlara fırçalar monte edilmiş, şişeler o fırçalarla temizleniyor. Nuri Erbak bana dolum makinesini de gösteriyor, uzun tüpler, hortumlar, ölçüm aletleri, kapağı takılmadan bir şişe ikram ediyor ve gülümsüyor, “Bunun formülünü benden başka kimse bilmiyor.” O gazozcu amcayı hiç unutmuyorum!
Nuri Erbak (1914-1993)
GAZOZUNA OYNANAN TAVLA
Eve ahşap kasayla Uludağ Gazozu alıyoruz, başka marka gazozlar var, mesela Karlıdağ ama hiçbirini beğenmiyorum, henüz Coca Cola’nın da tadını bilmiyorum. Yazlık sinemalarda, hamamlarda, çay bahçelerinde gazoz içmek başka keyif o zamanlar… Gazozuna oynanan tavla, tek kale maç, yarışlar… Parmakla sıkıştırarak güç gösterisi yapılan yahut taşla ezilerek biriktirilen gazoz kapakları… Yaz sıcağında buz gibi gazoz ısmarlama modası, “32 dişe keman çaldıran” lâfı, dilimizde de “Ayılana gazoz, bayılana limon” şarkısı.
Yine bir hadiseyi hatırlıyorum, “Uludağ şişesinin içinden sıçan çıktı” diye kötü haber kulaktan kulağa yayılıyor, ama bir süre sonra rakip markanın karalama maksatlı yaptığı ortaya çıkıyor. Zaten babam da inanmıyor, çok titiz çalışıldığını söylüyor; gelen şişeler tek tek koklanıyormuş, içinde gazyağı, tuz ruhu, sidik gibi maddeler olanlar hemen kırılarak imha ediliyormuş. Bugün Efsane Gazozu içerken, eski tadını bulamasam da o zor zamanları hatırlıyorum.
Alıntı:
Bursa'da Yakın Zamanlar, Yılmaz Akkılıç, Bursa Ticaret Borsası- Bursa Gazeteciler Cemiyeti yayını, 2006, s.134-144
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Bursa’nın damağında kalan bir asırlık hatıra…
Şişelerin eski bir havuzda yıkandığı, mermer duvarlara monte edilen fırçalarla temizlendiği sıra dışı bir imalathane… Nuri Erbak’ın yıllarca sakladığı özel formülle üretilen Uludağ Gazozu, yalnızca bir içecek değil; yazlık sinemaları, çay bahçeleri ve çocukluk hatıralarıyla eski Bursa’nın unutulmaz tatlarından biriydi.
Metin BELGİN/Oyuncu, yönetmen, senarist
Beyoğlu’nda duvarlarını eski afişlerin, gazoz reklamlarının süslediği, ülkenin her kaynak suyundan gazozun bulunduğu Avam Kahvesi’nde otururken Uludağ Gazozu’nun afişi dikkatimi çekiyor, çünkü üzerinde adresi yazıyor:
Orhan Mahallesi, İmaret Sokağı No.3
Çocukluğumu yaşadığım Gümüşçeken Caddesi’ndeki evden aşağı doğru yürüyüp soldaki ara sokağa sapınca, her gün önünden geçtiğim imalathane gözümde yeniden canlanıyor. (Uludağ Gazozunun sitesindeki tarihçede o kısım anlatılmamış!) Şimdi Bursa’da Yakın Zamanlar kitabından satırlar okuyalım: “Bursa’nın ünlü Alboyacılar Hamamı’nı Nuri Erbak’ın babası işletiyormuş. Bu hamam Orhan Sokak ile Gümüşçeken Caddesi arasındaymış. İşgal günlerinde Kuvayı Milliyecilerin buluşma noktası olmuş bu hamam. Zamanla Yunanlılar bunu haber almış. Bunun üzerine babası İstanbul’a kaçmış ve Cankurtaran’da bir bakkal dükkânı açmış. Bir süre sonra da ailesi İstanbul’a taşınmış. Kurtuluştan sonraysa dönmüşler.”
Hamam mı, gazoz imalathanesi mi? Hayır, karıştırmıyorum, ama önce yine aynı kitaptan Nuri Erbak’ın anlattıklarını da okuyalım:
“Bizim hamam sohbet yeri gibiydi. Akşam oldu mu herkes oturmaya gelirdi. Biz gazozumuzu Mustafa beyden alırdık. Mustafa Naci Bey bizi teşvik etti, Mehmet Hakkı Bey, ille gazozculuk yap diye. Ben bu Yahudi ile uğraşamıyorum, sermayem müsait değil falan demiş. Böyle böyle derken biz de 1930’da gazozculuğa başladık. Gazozumuzu adı Nilüfer Gazozu idi. Ben o vakit İstanbul’da okuyordum, ağabeyimle (merhum İhsan Erbak) beraber. O yıl haziranda okuldan döndüğümüzde gazoz imalathanesi hazırdı, kurulmuştu. Yeri de Setbaşı’nda Mustafa Necip Sokağı idi.”
TEFERRÜÇTEN ŞEBEKE SUYU
1960’ların başında adresi değişiyor gazozun… Taşınmadan önce mi, taşınırken mi değişiyor o kadarını net hatırlamıyorum. Ama hatırladığım Gümüşçeken Caddesi’nin kazılarak borular döşendiği, Teferrüç’teki depodan şebeke suyunun hamama bağlandığı… Bu sayede biz de evimizde musluktan aynı suyu içiyoruz, başka mahallelerde oturan arkadaşlarıma hava atıyorum; “Gazozun suyuyla musluktan içtiğimiz su aynı” diye…
Uludağ artık eski hamamdan dönüştürülen İmaret sokaktaki imalathanede üretiliyor. Efsane gazozun sahibi Nuri Erbak, babamın ahbabı, sık sık buluşuyorlar; babam bozulan parçaları torna tezgahında aslına uygun hale getiriyor. Evde sürekli gazoz muhabbeti yapıldığı için imalathaneyi çok merak ediyorum, gidiyorum nihayet… Eski bir hamam burası… Ön kısımda havuz görüyorum, şişeler depozitolu olduğu için iade ediliyor, büyük bir havuzun içinde yıkanıyor, mermer duvarlara fırçalar monte edilmiş, şişeler o fırçalarla temizleniyor. Nuri Erbak bana dolum makinesini de gösteriyor, uzun tüpler, hortumlar, ölçüm aletleri, kapağı takılmadan bir şişe ikram ediyor ve gülümsüyor, “Bunun formülünü benden başka kimse bilmiyor.” O gazozcu amcayı hiç unutmuyorum!
Nuri Erbak (1914-1993)
GAZOZUNA OYNANAN TAVLA
Eve ahşap kasayla Uludağ Gazozu alıyoruz, başka marka gazozlar var, mesela Karlıdağ ama hiçbirini beğenmiyorum, henüz Coca Cola’nın da tadını bilmiyorum. Yazlık sinemalarda, hamamlarda, çay bahçelerinde gazoz içmek başka keyif o zamanlar… Gazozuna oynanan tavla, tek kale maç, yarışlar… Parmakla sıkıştırarak güç gösterisi yapılan yahut taşla ezilerek biriktirilen gazoz kapakları… Yaz sıcağında buz gibi gazoz ısmarlama modası, “32 dişe keman çaldıran” lâfı, dilimizde de “Ayılana gazoz, bayılana limon” şarkısı.
Yine bir hadiseyi hatırlıyorum, “Uludağ şişesinin içinden sıçan çıktı” diye kötü haber kulaktan kulağa yayılıyor, ama bir süre sonra rakip markanın karalama maksatlı yaptığı ortaya çıkıyor. Zaten babam da inanmıyor, çok titiz çalışıldığını söylüyor; gelen şişeler tek tek koklanıyormuş, içinde gazyağı, tuz ruhu, sidik gibi maddeler olanlar hemen kırılarak imha ediliyormuş. Bugün Efsane Gazozu içerken, eski tadını bulamasam da o zor zamanları hatırlıyorum.
Alıntı:
Bursa'da Yakın Zamanlar, Yılmaz Akkılıç, Bursa Ticaret Borsası- Bursa Gazeteciler Cemiyeti yayını, 2006, s.134-144
Kaynak: P. Şehrengiz Dergisi
En Çok Okunan Haberler