
Yazan: Gazeteci İbrahim ÖGE
Osmanlı Tarihçisi Aşıkpaşazade, ilk kronik olarak kabul edilen ve Devlet-i Aliyye’nin kuruluşundan 15. yüzyılın sonlarına kadar geçen süreci kaleme aldığı “Tevarih-i Al-i Osman” isimli eserinde, özellikle kuruluş döneminin Anadolu’sunda göçmenleri dört ayrı grupta ele almıştır:
Gaziyan-ı Rum, Ahiyan-ı Rum, Abdalan-ı Rum ve Baciyan-ı Rum.
Bu dört gruptan “Gaziler” savaşçı sınıfı, “Ahiler” zanaatkar sınıfı, “Abdallar” dervişleri ve “Bacılar” da kadınları temsil etmektedirler. Prof. Dr. Mustafa Kara’nın “Bursa’da Tarikatlar ve Tekkeler (Bursa Kültür AŞ-2012)” kitabında belirttiği üzere bu tasnif, tarikatlara göre bir tasnif değildir. Bu tasnif Türkistan’dan Anadolu’ya Balkanlar’a yayılan esnaf ve ticaret ahlakı gibi toplumsal eğitim ve iş bölümünü anlatan bir tasniftir. Bir medeniyet tasavvuru olarak gelişen “Ahilik” teşkilatı, yaklaşık 800 yıl önce yaktığı ışıkla günümüzü aydınlatan Ahi Evran’a dayanmaktadır. Emeği ve üretimi güzel ahlakla buluşturarak yaşamı daha anlamlı okumamıza katkı sağlayan bilge bir eren olan Ahi Evran; 1168 yılında o dönemin ticaret yolu üzerinde kurulu, üzüm ve güzel kokulu gülleriyle dönemin önemli bir Selçuklu kenti olan ve bugün İran sınırlarında kalan ünlü Hoy kentinde doğmuştur.
HORASAN’DA YESEVİ ÖĞRETİSİ
Şehrengiz Dergisi’nin Mayıs 2015’te yayınlanan 62. sayısında Araştırmacı Yazar Zübeyr Tokgöz’ün verdiği bilgiler ışığında; dericilik mesleğinde sabır ve disiplinle iyi bir usta olan ve gençlik yıllarını eğitimi için Horasan’da geçiren Ahi Evran, burada Hoca Ahmet Yesevi ekolüyle tanışmıştır. Akıl ile gönlü yoğuran bu ekolün yetiştirdiği hocalardan ders alan Ahi Evran döneminin çok yönlü bir düşünürü olmayı başarmıştır. Bu başarıda elbette Ahi Evran’ın gerek hoca/öğrenci gerekse fikir alışverişi yapmış olduğu Fahrettin Razi’nin, Sadrettin Konevi’nin, Kirmani’nin payları büyüktür. Nitekim Yesevi öğretisiyle yoğrulan Ahi Evran, Selçuklu Devleti döneminde Anadolu’da kurduğu Ahilik Sistemi’ne de Horasan kültürünü yansıtmıştır. Ahi Evran’ın tüm bilim dallarında eğitim almış ve çalışmalar yapmış olması O’nun çok yönlü bir sistem kurucu olmasını sağlamıştır. Bu yüzden Ahi Evran’ın bizzat kendisi, Ahiliği bir denge sistemi olarak tanımlamıştır. Ahilik Sistemi’nin temelinde aklın bilimin ve sanatın güzel ahlak ile yoğrulması vardır. Sistem insan merkezli bir üretim ve insan mutluluğunu özne yapan bir amaca sahip olduğu için; toplumsal dayanışma, çalışma, adaletli paylaşım, yardımlaşma ve eğitimi vurgulamıştır. Bu kapsamda 10 yaşındaki bir çocuk, çırak olarak bir ustanın yanında meslek eğitimine başladığında; sadece mesleki bilgileri değil, sosyal ahlaki ve dini değerleri de öğrenmiştir. Ahilik eğitiminden geçerek meslek edinmiş her gencin mesleğinde uzman, sosyal hayatla görgülü ve ahlaklı kişiler olması bu yüzdendir.
VATAN SAVUNMASINDA AHİLER
Ahi Evran’ın bu sistemi kurduğu 13. yüzyılın; Moğol istilası ve Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılış dönemine rastlamış olması, Ahilik teşkilatına ve özellikle de gençlerden oluşan kalfalara, vatan savunması misyonunu da yüklemiştir. Her genç Ahi; mesleki sosyal, dini eğitiminin yanında askeri eğitim de almıştır. Ahi Evran’ın eşi Fatma Hatun tarafından kurulan “Anadolu Kadınlar Birliği” yani “Baciyan-ı Rum” mensubu kadınların da bu askeri eğitime dâhil edildiği bilinmektedir. Şehirli Türkmenler arasında örgütlenen ahiler vatan savunmasını kadın-erkek, genç-yaşlı ayrımı olmaksızın yapmışlardır. Ahi Evran ve eşi Fatma Hatun istilacılara karşı savaşa etkin olarak katılmışlardır. Hatta Ahi Evran’ın Kırşehir’de ilerleyen yaşına rağmen savaşta şehit edildiği bilinmektedir. Ahilerin, Moğollara karşı yaptıkları Kayseri savunması dillere destandır. İstila ordusuna karşı, on beş gün çetin bir direniş göstermişler ve bir ihanet sonucu yenilmişlerdir. Ahi Evran’ın eşi Fatma Hatun’un da tutsak edildiği bu savunma Ahilik Teşkilatının Kayseri’de gerilemesine neden olsa da bu teşkilatın sosyal ve ekonomik bir kurum olmak yanında siyasi bir güç olarak ortaya çıkmasını sağlamıştır. Hatta oluşturulan bu siyasi güç kısa bir süre sonra kurulacak olan Osmanlı Devleti’nin var oluşunda önemli bir paya sahip olacaktır.
BİR AHİ LİDERİ ŞEYH EDEBALİ
Gerçekten de Osmanlı Devleti’nin kurulmasında Ahiler etkin rol oynamışlardır. H. Mustafa Eravcı’nın Ahi Ansiklopedisi'nde (Cilt 1, Sayfa 113, Ticaret Bakanlığı-2020) belirttiği üzere Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi'nin kayınpederi Şeyh Edebali'nin kardeşi Şemseddin bir ahi lideridir. Ahi Şemseddin, aynı zamanda Osman Gazi'nin yakın arkadaşıdır. Ahi Şemseddin'in oğlu Ahi Hasan ise Orhan Gazi'nin hem hocası hem silah arkadaşı hem de eşi Mal Hatun’un kuzenidir. Orhan Gazi’nin tüm gazalarında yanında yer almıştır. Ahi Hasan’ın hem Orhaneli hem de İznik’in fethinde yer aldığı bilinmektedir. Malum Bursa’nın fethi, uzun süren bir kuşatmanın sonunda gelmiştir. 6 Nisan 1326’da Orhan Gazi Pınarbaşı tarafından, Su Kapısı olarak bilinen kapıdan şehre girdikten sonra Bursa’nın artık bir Osmanlı kenti olduğunu simgeleyen sancağı da kale burçlarına Ahi Hasan dikmiştir. Yine Bursa’da Türk-İslam dönemini başlatan ezanı da burçlardan Ahi Hasan okumuştur.
AHİ HASAN KİMDİR?
Oruç Beğ Tarihi, Neşri'nin Kitab-ı Cihannüma, Âşık Paşazade'nin Tevarih-i Âl-i Osman ve İ. H. Uzunçarşılı'nın Osmanlı Tarihi isimli eserlerinden anlaşıldığı üzere; Ahi Hasan ve çevresi, fetihten sonra Bursa’nın imar faaliyetlerinde de önemli rol oynamışlardır. Bizzat Ahi Hasan, Bey Sarayı’na oldukça yakın bir mesafede bugünkü Tophane Endüstri Meslek Lisesi’nin binaları altında kalan bölgede, bir mescit ve tekke yaptırmıştır. Bu tekke Osmanlı yönetiminin, siyasetinin ve hatta beyinin belirlendiği yer olmuştur. Osman Bey vefat ettiğinde oğulları Alâeddin ve Orhan Gazi ve devletin ileri gelenleri, Ahi Hasan’ın tekkesinde toplanmıştır. Ahi Hasan bu buluşmada hem Osman’ın terekesini ortaya çıkarıp hem de oğulları arasındaki görev dağılımını sağlayarak Orhan Gazi’nin “bey” olarak meşruiyetini sağlamıştır. Kroniklerde bu mealdeki bilgiler devletin bu süreçteki inşasında Ahi Hasan ve taraftarlarının önemli rol oynadığını göstermektedir.
Ayrıca fetihten 7 yıl sonra 1333’te Bursa’yı ziyaret eden İbn Battuta, ahilerin bir esnaf örgütlenmesi olduğunu ama eğitimle de uğraştıklarını, Bursa’nın fethinde önemli bir rolü bulunan Ahi Hasan’ın babası Ahi Şemsettin’in tekkesini ziyaret ettiğini belirtmiştir. Ahilerin Osmanlı Devleti’ne olan hizmetlerini anlatmak için, Osman Bey’in ölümünden sonra tahta geçen Orhan Gazi ve onun ölümünden sonra padişah olan 1. Murat’ın “şed” kuşanmış birer ahi olduklarını hatırlatmak yeterli olacaktır. Yine Osmanlı Devleti’nin ilk düzenli yaya askerlerinin üniformaları ve yeniçerilerin başlıkları ahi elbiselerinden esinlenerek yapıldığını belirtmek yerinde olacaktır. Özetle ahiler Bursa ve çevresinde toplumu eğitmek, yanlışlardan alıkoymak, iyiliğe yöneltmenin yanı sıra şehrin sakinlerinin ihtiyaç duyacağı alet edevatı üretmeyi esas almıştır. Ahi Hasan’ın ne zaman vefat ettiği ve ailesi ile ilgili henüz akademik bir çalışmayla detaylı bir bilgiye erişilememiştir. Ancak 2013 yılında Muradiye Külliyesi’nde yürütülen restorasyon çalışmaları sırasında Ahi Hasan’ın oğlu Ahi Mehmed’e ait sanduka şeklindeki bir mezar taşı bulunmuştur. Mezar taşındaki: El-Merhum eş-Şehit Ahi Mehmed bin Ahi Hasan 788 kaydından Ahi Mehmed’in 1386 yılında vefat ettiği anlaşılmaktadır.