Kâzım Baykal ve “Akbıyık” mesaisi!

1970’li yılların başında yol çalışmasıyla yıkılmanın eşiğine gelen Akbıyık Sultan Türbesi, merhum Kâzım Baykal’ın kararlı mücadelesi ve Şam’a kadar uzanan yankısıyla nasıl kurtuldu? İşte cevabı, Kerim Bayramoğlu’nun kaleminden…

Haber Giriş Tarihi: 09.09.2026 16:45
Haber Güncellenme Tarihi: 09.09.2026 17:09
https://www.bursasehrengiz.com/

Kerim BAYRAMOĞLU/ Araştırmacı Yazar

BURSA’YA ADANMIŞ BİR ÖMÜR VE UNUTULMAYAN DİRENİŞ…

Medeniyetler beşiği, Osmanlı Devleti’nin dibacesi Bursa; sadece tarihi ve kültürel mirasıyla değil bağrında yatan kıymetli şahsiyetleriyle de öne çıkan bir şehirdir. Ne var ki bu tarihi ve kültürel miras, zaman zaman iş bilmez idareci, kişi ve kurumların keyfî kararlarıyla ağır tahribata uğramıştır. Şükür ki bu talana “dur” diyen, gelecek nesillere aktarılması yönünde uğraş veren ve de ihyası için gecesine gündüze katan insanlar da şehirde eksik olmamıştır.

İşte bunlardan biri de öğretmen, kültür insanı ve yazar, aynı zamanda Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecine yakından tanık olan merhum Kazım Baykal’dır. 1905 Bursa doğumlu olan Baykal, 37 yıl boyunca Türkiye'nin farklı şehirlerinde felsefe, tarih ve sosyoloji öğretmenliği yapmıştır. 1936 yılında Diyarbakır Lisesi’nde görevliyken şehrin surlarına hayranlıkla başlayan tarihi abidelere ilgisi, 1945'te atandığı Bursa'da daha da yoğunlaşmıştır. Bursa kütüphanelerinde Osmanlı kadı sicillerini inceleyerek bilgiler edinen ve 1965'te son görev yeri Erkek Lisesinden emekli olan Baykal, 1946'da tarihî yapıların onarımını yapmak üzere Bursa Eski Eserleri Sevenler Derneği’ni kurmuş ve ömrünün sonuna kadar başkanlığını yapmıştır. 47 yılda 137 tarihi yapıyı dernek adına onartıp, restorasyon işinde deneyimli ustalar yetiştiren Baykal, 1953-1974 yılları arasında Bursa Hakimiyet gazetesinde eski eserler, tarihi mirasın korunması ve onarımlarına dair yazılar kaleme almıştır. Tıpkı 1970'li yılların başında yol çalışması sırasında yıkılması gündeme gelen Akbıyık Sultan Türbesi'ni gündeme taşıması gibi.

TÜRBE YOLA ÇEVRİLECEKMİŞ!

7 Kasım 1972 tarihli Bursa Hâkimiyet gazetesindeki "Meselelerimiz" köşesinde, Bursa Eski Eserleri Sevenler Kurumu Başkanı merhum Kâzım Baykal, "Akbıyık Türbesi Ne Oluyor?" başlıklı yazısıyla yetkililere seslenmişti. Bu feryat, dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a kadar ulaşarak yetkililerin harekete geçmesini sağlamış ve böylece türbenin yıkımından vazgeçilmiştir. Sürecin seyrini değiştiren Kâzım Baykal’ın kaleme aldığı o yazı ise şu şekildedir:

“Haber aldığımıza göre Postanenin üst tarafında, Kız Lisesine giden büyük yolun adını taşıdığı Akbıyık Türbesi kalkacak; nakl-i kubur (mezar nakli) yapılıp yola çevrilecekmiş. Filvaki bina olarak mimari değeri yok, ahşap basit bir ev içinde alçı pencereleri vardır. Tamir edile edile şekil şemail kalmamış ama içinde yatan Akbıyık Ahmed Şemseddin Hazretleridir. Mezarı basit bir sandukadan ibarettir. Türbenin önünde, az yol üstünde birkaç mezarlı mezarlık var; içindeki servi ağacı muazzam, canlı bir abidedir. Bunların hepsi birden, servisi ile beraber bilmem kalkar mı, biraz ağır gelir. Çünkü Hacı Bayram Veli mensubudur; İkinci Sultan Murad 1437’de Yenişehir köylerinden birini vermiş, hâlâ oradaki köyün adı Akbıyık olarak durur. Bu gelirleri ile zengin olmuş; türbesinin bulunduğu ev kendi ikamet yeridir. Yukarı doğru Erkek Lisesinin avlu duvarına kadar hep onun mülkü imiş; bu mülk içine İpekoğlu adında bir tüccar, Akbıyık Camii dediğimiz abideyi yaptırmıştır.

Akbıyık Ahmed Şemseddin, İstanbul’un fethinde Akşemseddin ile beraber Fatih Sultan Mehmed’in yanındadır. Koca Sultan bunlarla iş birliği yapmış, fetihte daima onların müşavereleri ile iş görmüş, koca Bizans İmparatorluğu'nu yıkmıştır. Bu sebeple olacak ki Sultan Ahmet Camii'nin altındaki koca mahalleye de Akbıyık Mahallesi adı verilmiş, hâlâ daha o adı taşır orası. Akbıyık Sultan gelirleri ile pek zengin olmuş ama ona hiç iltifat etmemiş, mistik bir hayat yaşamayı tercih etmiştir.

Büyük bir mutasavvıf, belki de velilerdendir; zaten Akşemseddin, Hacı Bayram Veli hep o devrin ulularındandır. Mürşidinin evine girerken bir gün başı kapının üst tarafına değmiş, başındaki serpuşu düşmüş; vecdinden dönüp onu almak aklına gelmemiş ve bir daha başına bir şey giymeden gezmiş ve yaşamış. Hayat menkıbelerini menakıpnameler çok yazarlar. Kaynak tarih kitapları da ona çok yer verir; eş-Şekâ’iku’n-Nu‘mâniyye tercümesi Lî Mecdî gibi, Şemseddin Ulusoy da Diyâr-ı Şemsî’de uzun uzun yazarlar.

İşte İstanbul’un fethinde Fatih’in yanında bulunan, koca bir semte adını veren, İstanbul’da ebedileştirdikleri, Yenişehir’de adına köyü bulunan, Bursa’mızda da bir semte adı verilmiş; birçok yeri varken zaman rüzgârı tarafından yok edilen gayrimenkullerinden sonra kendi evi olan ve içinde mezarı bulunan Akbıyık Hazretlerinin yerinde durması gerekir, kaldırılmasına kimse razı olmaz sanırım.”

ŞAM’DAKİ TORUNLARINDAN MEKTUP

Kâzım Baykal’ın yazısı, Akbıyık Sultan’ın Şam’da yaşayan ailesine kadar ulaşır. Durumu üzüntüyle karşılayan aile, dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a bir mektup yazarak dedeleri Akbıyık Sultan’ın türbesinin durumunu ve aile meclisinin aldığı kararı bildirir. Ailenin dönemin Cumhurbaşkanına yazdığı mektup metni ise şöyledir:

“Türkiye Cumhuriyeti Reisi Fehametlû Cevdet Sunay Hazretlerine;

Bu son günlerde Bursa şehrinde 7/11/1972 tarih ve 8157-6289 sayılı Hâkimiyet gazetesinde neşrolunan ve Bay Kâzım Baykal tarafından yazılan, Bursa Belediyesinin Kız Lisesine tahsis etmek istediği Akbıyık Sultan Türbesi'ne ait makaleyi okudum.

Malumunuz olduğu gibi bu türbe, Türkiye eski eserlerinden biri olup içinde medfun bulunan sahibi tarafından inşa edilmiştir. Adı geçen zat meşhur evliyadan ve Türk-İslam tarihinde vatanperverlikle ve fedakârlıkla şöhret kazanmış şâyân-ı hürmet bir kimsedir. Şimdiye kadar şanlı Türk tarihinde en büyük, azametli İstanbul feth-i mübininde de Sultan Muhammed Fatih kumandası altında çarpışan üç meşhur zattan biridir. Ve bu zatlardan günümüze kalan tek eser, malını ve canını yurt ve vatan namına feda eden işbu Akbıyık Sultan’ın ziyaretgâh olan mezar ve türbesidir.

Bundan dolayı, fehametlû Cumhurreisi Hazretleri; Şam’da mukim Akbıyık aile meclisi idaresi, Türkiye Hükümetinin işbu eseri yıkma ve değiştirme haberini işitince, bendelerini mezkûr icraatın durdurulması hususunda zat-ı alilerinize şahsen müracaatta bulunmama karar verdi. Çünkü bu hareket bir taraftan Türk tarihine ve eski eserlerin saklanması ve korunması ile mükellef olanlara, diğer taraftan tarihçe mukaddes bir zata ve sülalesine fevkalade zarar getirir. İşbu aile Sultan Birinci Mahmud zamanından beri Şam’da ikamet ediyorsa da İstanbul’un fethinde şerefyab olan ve bu feth-i mübinin Osmanlı İmparatorluğu'nun tesisini intaç eden Akbıyık Sultan’ın sülalesinden olduklarını iftiharla beyan ve ilan ederler.

Şayet bu türbenin mutlaka kaldırılması gerekiyor ve bundan dönülmeyecek ise ailemizin şerefli bir büyüğü olan Akbıyık Sultan’ın aziz kemiklerinin Şam’a nakline muvafakat buyurmalarını aile meclisi namına rica ve istirham ederim. O vakit Şam’da münasip bir makamda Türk tarihinde gayet parlak hizmet örneği veren Akbıyık Sultan için muhteşem bir ziyaretgâh, ‘Türk Türbesi’ inşa olunacaktır.

Peşinen büyük hürmet ve halis teşekkürlerimizi arz ederiz.

Ali İzzet AKBIYIK

Şam / Muhacirin - Murabıt - Cadde: 4”

“MÜSTERİH OLUN TÜRBE YIKILMAYACAK”

Bu gelişmenin ardından, 22 Mart 1973 tarihli Hâkimiyet gazetesinde Kâzım Baykal, Akbıyık Sultan’ın torununa hitaben “Akbıyık Türbesi Yıkılmayacak” başlığıyla şu yazıyı kaleme alır:

“Bu sütunlarda yazdığım 'Akbıyık Türbesi ne oluyor?' başlıklı yazımı merhum Türk büyüğü Veli Akbıyık Hazretlerinin ahfadından (soyundan) olan ve Şam’da oturan Ali İzzet Akbıyık okumuşlar ve Reisi Cumhurumuza bir mektup yazmışlar. Bu sütunda onu da okuduk. Eksik olmasınlar ve müsterih olsunlar, türbe yıkılmayacaktır.

Sayın Ali İzzet Akbıyık;

Bir millet ve cemiyet, sayısı milyonları bulan koca bir topluluktur. Bu koca kitlenin içinde müspet düşünceliler de bulunur, menfileri de. Hatta zimamdaran (yöneticiler) arasında da olabilir. Milletin manevi varlığını, bütünlüğünün esasını yapan gelenekleri, tarih ve tarihî simaları ile onların bakiyeleridir. Bunlarsız bir millet olamaz, var olamaz da.

Hamdolsun memleketimizde ve Bursa’mızda atalarını, ata yadigârlarını unutmayan, koruyan ve varlığını sürdürenler çok. Bu ruh ile Bursa’mızda bir Eski Eserleri Sevenler Cemiyetimiz var; üyelerinin hepsi aynı ruh ve heyecanı taşırlar. Bu sebepledir ki menfi esen rüzgârı halkımız, zamanında bu arkadaşlarımıza duyururlar.

Akbıyık Türbesi hakkındaki teşebbüsler de bu duyurmalarla akamete uğramıştır. Büyüklerimizden teminat almışızdır; kararlar verilmiş, bize de duyurulmuştur. Akbıyık Sultan, Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) ‘Kostantiniyye (İstanbul) elbette fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur.’ müjdelerine mâ-sadak olan koca Türk Emiri Fatih Sultan Mehmed’in yanı başında bulunan koca Akbıyık Hazretlerinin şehrimizde medfun bulunması şerefini bizden kimse alamayacaktır. Ahfadından olan sizlerden daha az heyecan duymayacağımızı bilmenizi rica ederim. Müsterih olunuz Sayın Akbıyık Ailesi.”

HALKIN DESTEĞİYLE ONARIM

Merhum Kâzım Baykal’ın bu yazıları ve nihayetinde Cumhurbaşkanı Sunay’ın devreye girmesiyle türbe yıkılmaktan kurtarılır. Nitekim Bursa’da sayısız tarihî eserin ihyasında büyük rolü olan Baykal’ın bu girişimlerinden üç yıl sonra, Bursa halkının destekleriyle Akbıyık Sultan Türbesi tamir edilir.

Bu arada, Osmangazi Akbıyık Caddesi’ndeki türbe; hımış (kâgir) duvarlı, ahşap çatılı bir mimariye sahiptir ve beş alçı pencere ile aydınlanmaktadır. Zemini tuğla kaplı olan bu yapının, Akbıyık Sultan’ın henüz sağlığında satın alıp yaşadığı evi olduğu ve vefatından sonra buraya defnedildiği rivayet edilir. Akbıyık Sultan Dergâhı bir müddet Bektaşilerin eline geçmiş, daha sonra terk edilip ev olarak kullanılmıştır. Günümüze ise sadece türbe ve haziresi kalmıştır.

Akbıyık Haziresinde toplam yazılı taş sayısı 12 olup, üç kişiye ait mezar taşları ise kayıptır. Mezar taşı olanların bir kısmı Akbıyık Sultan soyundan kişilerdir. Ayrıca Hafız İmadeddin ailesinden kişilerin mezarları ile taşı üç parçaya bölünmüş hâlde Kadı, Dersiam, Rufai Edhem Efendi’nin mezarı da buradadır. Tarihi tespit edilen taşlardan üçü XVI. yüzyıla, üçü XVII. yüzyıla, biri XVIII. yüzyıla, üçü XIX. yüzyıla, ikisi XX. yüzyıla aittir. Türbede Akbıyık Sultan’ın yanı sıra zembilcisi olduğu belirtilen Bayram isimli bir zatın da sandukası yer almaktadır.

Türbe 1488 yılında zaviye ve evlerle birlikte tamir edilmiştir. Yukarıda da değindiğimiz üzere 1976 yılında halkın desteğiyle tamirat gören türbe, son olarak 2006'da onarım ve restorasyona tabi tutulmuştur. Akbıyık Sultan Türbesi, bir dönem yaramaz ve şiddete meyilli çocuk sahibi ailelerin sıklıkla uğradığı bir mekân hâline gelmiştir. Türbenin sandukasındaki açıklığa bırakılan simit veya şekerden yiyen çocukların şifa bulduğuna inanılmıştır.

AKBIYIK SULTAN KİMDİR?

Asıl adı Ahmed Şemseddin bin Hacı olan Akbıyık Sultan, II. Murad devrinde yaşamış olup Hacı Bayram Veli’nin halifelerindendir. 1444’teki Varna Savaşı’nda Sultan II. Murad’a eşlik eden Akbıyık Sultan, İstanbul’un fethine de Akşemseddin Hazretleriyle katılmıştır. "Alperen" sıfatıyla hem kılıç kuşanmış hem de manevi ordunun içerisinde yer almıştır. Fatih Sultan Mehmed’in övgü ve saygısına mazhar olmuştur. İstanbul’un fethinden sonra Ayasofya civarında adına bir cami yapılmış ve bu semte onun adı verilmiştir. Akbıyık Sultan, meczup tavrına rağmen Çandarlı Halil Paşa (v. 857/1453) gibi devlet ricalinden kimselerle, Molla Yegân gibi ilim erbabından şahıslarla sohbetlerde bulunmuş; onları ikaz ve irşattan geri durmamıştır.

Ömrünün son yıllarını Bursa’da inzivaya çekilerek geçirmiş, 1455’te Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur. Sufi, şair ve gazi kimliğiyle öne çıkan Akbıyık Sultan, vefatı sonrası dergahında defnedilmiş, Fatih Sultan Mehmed Han’ın fermanı ile aynı yere bir türbe inşa edilmiştir. Yenişehir’in Akbıyık köyü yakınlarında bir zaviyesi vardır. Bu zaviyeye, Sultan II. Murad tarafından bir köy ve çiftlikler bağışlanmıştır.

Hakkında anlatılan menkıbeye göre; müritliği zamanında zengin olmayı çok istemiş, zengin olursa daha fazla hizmet edebileceğine inanmıştır. Dergâhta müritler ve hocaları Hacı Bayram-ı Veli arasında hararetli bir şekilde bu konu tartışılırken sinirli bir vaziyette dergâhı terk etmiştir. Ancak kapıdan çıkarken başındaki sarığı kapı girişine takılarak düşmüştür. Bunu mürşidinin bir uyarısı olarak kabul eden Ahmed Şemseddin Efendi (Akbıyık Sultan), o günden sonra başına hiçbir şey takmamıştır. Yaptığı hareketin yanlışlığını çok kısa bir süre sonra anlamış; mürşidinden, yaptığı yanlışlıktan dolayı kendisini affetmesini ve tekrar müritliğe kabul etmesini istemiştir. Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri bunu bir sınav olarak nitelendirerek onu tekrar dergâha kabul etmiştir. Bu olaydan sonra kafasına hiçbir şey giymeyen zat, uzun saç ve sakalından ötürü "Açıkbaş Akbıyık Sultan" olarak anılmıştır.

Hacı Bayram-ı Veli dergâhında ilmini tamamlayan Ahmed Şemseddin Efendi, halifelik görevi ile Bursa’ya gelmiş, Bursa’da kendisini kısa sürede sevdirerek çevresine kabul ettirmiştir. Sultan II. Murad, Yenişehir’in Austus bölgesinin (Akbıyık köyü yakınları) gelirini onun hizmetlerine tahsis etmiştir. Çok kısa bir süre zarfında oldukça zengin olmuş, bütün mal varlığını hayır işlerine, fakir ve fukaranın istifadesine sunmuştur.

Son Söz:

Bu yazı vesilesi ile Eski Eserleri Sevenler Kurumu Başkanımız merhum Kâzım Baykal’ı vefatının 33. yılında (27 Temmuz 1993) rahmet ve minnetle anıyoruz.

KAYNAKÇA:

Hâkimiyet Gazetesi, 7 Kasım 1972 Hâkimiyet Gazetesi,22 Mart 1973 Bursa’nın Tarihi Mahalleleri-1 (Alipaşa, Hocaalizade, İbrahimpaşa, Maksem, Nalbantoğlu, Tahtakale) Bursa Kitaplığı Araştırma Kitapları, 2011, Bursa Kültür A.Ş. Bursa Evliyaları ve Tarihi Eserleri, Turyan HASAN, Öner Matbaası, 1982-Bursa Bursa ve Anıtları, Baykal KAZIM, Aysan Matbaası, 1950, Bursa TDV İslam Ansiklopedisi, 1989-İstanbul, 2.Cilt, S.223 Bursa'nın Manevi Değerleri, Aziz Elbas, Bursa Araştırmaları Merkezi, Aralık 2012, Bursa

(P.Şehrengiz Dergisi 160. sayısı)